Skip to content Skip to footer
PROF. DR. MUHİTTİN ŞİMŞEK'İN KALEMİNDEN

Erdoğan ve Nazarbayev'in İmza Attığı Kalem

Kazakistan 1991 yılında bağımsızlığını kazanır kazanmaz ilk 2 saat içinde TBMM olağanüstü toplanarak tanıma kararı alan ilk ülke Türkiye olmuştur.

Uzun yıllar ayrı kalmanın özlemi ile bağımsızlığını kazanan Türk Cumhuriyetleri ile duygusal ve hamasetten uzak somut bazı projeler ete kemiğe bürünüyordu.

1993 yılının başında Kazakistan’ın güneyinde Türkistan şehrinde bir üniversite kurulur: Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi.

İsterseniz Üniversitenin kurulu olduğu beldeden, bugün Ulu Türkistan’ın merkezi olan Türkistan şehrinden biraz bahsedelim.

Türkistan, Güney Kazakistan’da Hoca Ahmet Yesevi hazretlerine ev sahipliği yapan munis, dingin, bereketli bir şehir. 900 yıl önce terk-i dünya edip, altmış üç yaşına geldiğinde “haddi aştık” diyerek yerin altındaki çilehanesinde irşad vazifesini sürdüren bir büyük mutasavvıfı, hikmet sahibini bağrında barındıran güzel bir belde. 70 yıl Rus esaretinde kalan bu coğrafyada küllenen İslamiyet, Onun manevi tasarrufu ile kor halinde kalmış ve yeniden ocak tütmeye başlamıştır.

Hoca Ahmet Yesevi, Pir-i Türkistan, Anadolu’yu mayalayan Mevlana, Hacı-Bektaş-i Veli, Yunus Emre, Ahi Evran gibi büyük zatları çeşmesinden kana kana içiren mürşid, alim, abid bir zat.

Küçük yaşta anne ve babasını kaybetmiş, öksüz ve yetim büyümüş. Türkler arasında İslamiyet’in yayılmasına büyük katkıları olan Hoca Ahmet Yesevi, bir süre, bugün Otrar’da medfun bulunan Aslan Bab isimli şeyhin yanında dini, ahlaki ve tasavvufi eğitim aldı. Hocasının vefatından sonra, dönemin önemli ilim merkezlerinden Buhara’da Yusuf Hamediye’ye intisab ederek, onun talebesi olmdu. Eğitimini tamamladıktan sonra Yesi şehrine dönerek, ocağını kurmuş, irşad vazifesini ifa etmeye başlamıştı. Bütün imkansızlıklara rağmen binlerce talebe yetiştirmiş farklı beldelere göndermişti.

Hoca Ahmet Yesevi, esas itibariyle talebelerine; ahlaklı , meslek sahibi , hakkaniyetli , mütevazi olmayı, daha önemlisi gittikleri yerde birliği ve dirliği telkin etmeyi öğütlemiştir.

Kendisi Arapça ve Farsça’yı çok iyi konuşabildiği halde en önemli eseri olan “Divan-ı Hikmet” ini Hz. Peygamber’in yaşadığı İslâmı, bu İslâmı anadiliyle, herkesin anlayabileceği Türkçe ile yazmıştır. Ve bu eser, İslamiyet’ten sonraki Türk edebiyatının daha önce yazılan Kutadgu Bilig’den sonraki bilinen en eski örneklerinden ve Tasavvufi Türk Edebiyatı’nın da ilk eserlerindendir. Ulaşılabilen 252 hikmet ve 1 münacaattan oluşan bu muhteşem eser didaktik ve manzum bir eserdir.

Büyük mutasavvıf ve alim zat’ın ülkemizde tanınması Türkiye ve Kazakistan devletlerinin ortak üniversitesi olan “Ahmet Yesevi Üniversitesi” ile mümkün olabilmiştir. Bugün, bu ortak üniversitede onaltı bibni aşkın 40 Türk Devleti ve Akraba Topluluğundan öğrenciler, Pir-i Türkistan’ın mefkuresine uygun öğretim görmekte, aldıkları Tıp, Mühendislik, İşletme, İktisat, İlahiyat, Edebiyat eğitimlerinin yanı sıra, hemen yanı başlarında medfun bulunan büyük zat’ın hikmetlerini dalga dalga yaymaktadırlar. Türkistan, Hoca Ahmet Yesevi ve onun adını taşıyan üniversite hakkında muhtasar bilgi arz ettikten sonra esas konumuza dönelim. 17 Nisan 2015 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Kazakistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sn. Nursultan Nazarbayev üniversiteyi ziyaret ederler. Üniversite yönetimi, Cumhurbaşkanı olarak ilk kez üniversiteyi ziyaret edecek olan Sn. Cumhurbaşkanımıza Fahri Profesörlük tevcih kararı almıştır. Üniversitenin bin kişilik salonu tıklım tıklım dolu.

Her iki Cumhurbaşkanı sahnedeki yerini aldı. Tören başladı, cumhurbaşkanımıza Fahri profesörlük payesi verildi, cübbesi giydirildi ve kürsüye davet edildi. Her cümlesi manifesto niteliğinde olan konuşmasını şu sözlerle bitirdi:

“Ben bu düşüncelerle üniversitemizin yönetimine ve öğrencilerine başarılar diliyorum. Şahsıma tevdi ettiğiniz fahri profesörlük için şükranlarımı ifade ediyorum. Üniversitemize, öğrencilerimize layık olmanın gayreti içerisinde olacağımı da burada ifade etmek istiyorum. Size saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum.”

Salondaki öğrenciler, öğretim elemanları ve davetliler ayakta. Ellerinde Türk ve Kazak bayrakları olduğu halde dakikalarca alkışlandı. Cumhurbaşkanları mutlu, öğrenciler mutlu, hocalar mutlu…

Tören sonunda her iki cumhurbaşkanı sahneden el ele tutarak indiler. Salonun dışında Türk ve Kazak bayraklarının önünde kurulmuş olan masada şeref defterini imzalamak için yerlerini aldılar.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, masada kalem olmasına rağmen cebinden bir güzel kalem (Waterman Exepciton Night and Day) çıkardı. Kendine has yazı stili ile yavaş yavaş düşencelerini yazdı. Sonra ev sahibi cumhurbaşkanı aldı kalemi o da düşüncelerini yazdı ve kalemi oraya bıraktı.

Kalem ya unutuldu, ya da Cumhurbaşkanımız tarafından Sn. Nazarbayev’in alması istendi. Bilemiyorum.

Ama bildiğim ve emin olduğum şey o kalemin şu anda bu satırları yazmış olmasıdır. Yani fakirin korumasındadır…

Neyse, Madem bu yazı vesilesi ile Hoca Ahmet Yesevi hazretlerini andık öyle ise teberrüken onlarca Hikmet’ten biri ile yazımız bitirelim.

Altmış üçe yaşım ulaştı, geçtim gafil,

Hakk emrini sıkı tutmadım, kendim cahil,

Oruç, namaz kazaya bırakıp oldum ergin,

Kötüyü izleyip iyilerden geçtim ben işte.

Tükid – Tüm Kırtasiyeciler Derneği 2026 © All rights reserved.