Puşkin'in Kalemi
Aleksandr Sergeyeviç Puşkin. Türk okurlar onu Puşkin olarak tanırlar. Rus edebiyatının önemli yazarlarından.
9 Haziran 1799’de Moskova’da doğan Puşkin, soylu bir aileden gelmektedir. Fransız bir dadı tarafından büyütülmüş olması nedeni ile çocuk yaşta iken Rusça ve Fransızcanın künhüne vakıf olmuştu. İlk okulu soyluların gittiği okulda bitirdi. Lise yıllarında şiirler yazmaya başladı. Fransız edebiyatına hakimiyeti, Fransız hiciv şairlerinden etkilenmesine ve hiciv hükümeti eleştiren şiirler yazmaya başlamıştır. 1817 yılında Petersburg’a giderek Dışişleri Bakanlığında çalışmaya başlar. Çok genç yaşta şiirleri ile ünlenen Puşkin, Ruslar tarafından tanınmaya ve şiirleri yönetim tarafından yasaklanmasına rağmen elden ele dolaşmaya başlar. Haylaz ve haşarı çocuk durmuyor, hicivleri ve hükumet ile dalga geçen şiirlerini kaçak göçek yayınlamaya devam ediyordu.
Puşkin, bu sırada Rus Çarı I. Aleksandr tarafından Kafkasya'ya tayin edildi ve burada ünlü Kafkas Esiri ve Bahçesaray adlı destanlarını yazdı. Gerçeği olduğu gibi aktarmayı tercih eden Puşkin'in eserlerinde ne klasik şiirin kuralcılığı, ne de Romantizmin etkileri belirgin bir şekilde öne çıkıyordu.
Kafkasya'dan dönen Puşkin'in Rusya'daki askeri yönetime karşı oluşundan dolayı dört yıl süreyle başkente girmesi yasaklandı ve ailenin sahip olduğu Mihaylovskoye köyünde yaşamak zorunda bırakıldı. Hükûmet tarafından oğlunu gözetim altında tutmakla görevlendirilen babası da görevini yerine getirmişti.
Yirmi dört yaşındaki Puşkin, bu sürgün döneminde, yedi yıl sonra tamamlayacağı Yevgeni Onegin adlı romanını yazmaya başladı. Çingeneler, Peygamber ve Boris Godunov adlı önemli eserlerini de yine bu sürgün yıllarında yazdı. Bu yıllarda ülkesinde süregelen özgürlük mücadalesi dışında Yunan İsyanı ve İspanya ile İtalya'daki mutlakıyet karşıtı hareketleri yakından takip etti.
1820-1824 yılları arasındaki sürgün döneminden sonra Rus Çarı I. Nikolay tarafından Moskova'ya çağrılan genç şairin kaleminden çıkan her şey, artık çarın sansüründen geçecektir. Polis baskınları ve aşk serüvenleri ise Puşkin'in yaşamının ayrılmaz parçaları olmuştu.
Gözlem altında da olsa artık Moskova’da idi. 25-26 yaşında olan bu genç adam gönlünü bir kıza kaptırdı. Natalya Gonçarova’ya…
Natalya rütbeli ve emekli bir memurun kızı idi. Şair, Natalya’ya evlenme teklifinde bulunur fakat kız gönülsüzdür. Açıkçası olumsuz cevap alır. Naif ruhlu genç şair büyük bir umutsuzluk içindedir. Bir an önce Moskova’dan uzaklaşıp bu aşk yarasının kapanmasını zamana bırakmak ister. 1829 yılında gözlemci olarak Rus ordusuna katılır ve Osmanlı topraklarına, Erzuruma gelir. Erzurum Yolculuğu isimli eserini bu seyahatini anlatmak için yazar. Moskova’ya döndüğünde Natalya’ya evlenme teklifini yeniler. Natalya’nın ailesini ikna eder ve gönülsüz Natalya ile evlenirler.
Natalya el bebek gül bebek yetişmiş, narin bir kız. Kocasının bitmek bilmeyen soruşturmalarında bıkmıştır. Zaten baştan beri de gönülsüzdür. Soruşturma, gözaltı, mahkeme ve evdeki huzursuzluğa rağmen eser vermeye devam eden bu genç adam, daha önce yayımlamış olduğu Ruslan ve Ludlima, Kafkas Esiri, Bahçesaray Selsebili, Çingeneler, Poltava kitaplarına ilaveten birçok şiir, roman, hikaye ve hatta deneme kitapları yayımlamış.
Puşkin, modern Rus edebiyatının oluşmasına en büyük katkıda bulunan edebiyatçı olarak kabul edilir. Puşkin, klasik Batı edebiyatını ve Rus halk ruhunu sentezleyerek, Rus edebiyatında “gerçekçilik akımı”nı başlatan öncü bir isim olmuştur. Tüm Rusya’da ve özellikle St. Petersburg’da ünlenen bu genç şair,) verimliliğinin zirvesinde iken bir musibete düçar kalır. George Charles d'Anthès, bir Fransız yüzbaşıdır. Karısı Natalya’ya musallat olmuştur. Karısı Natalya başından beri mutsuz olduğu evliliğinin acısını muhtemelen Fransız yüzbaşı ile kur yaparak çıkarmak istemiştir. Gururuna ve karısına düşkün olan Puşkin , olayı öğrenir öğrenmez d'Anthès’e haber gönderir ve onu düelloya davet eder.
Davet kabul görür.
St. Petersburg’da dondurucu bir gün. 27 Ocak 1837 günü. Neva Nehri donmuştur. Kar tipi şeklinde yağıyor, göz gözü görmüyordu. Kimsecikler yoktu sokakta. Haftanın tam ortası, Çarşamba günü. Neva nehri üzerindeki köprüden yürüdü. Köprünün ucandaki köşe başında bulunan ve çok sık uğradığı hatta birçok eserini yazdığı çok sevdiği Literary Cafe’ye girdi. Paltosunun çıkarıp vestiyere bıraktı. Her zaman oturduğu cam kenarındaki masaya oturdu ve kahve siparişini verdi. Kafe yeni açılmıştı. Henüz müşteri yoktu. Puşkin, her zamanki gibi kalemini (kaz tüyü) ve kağıdını çıkarıp yazısını yazmadı. Kahvesini içerken dalgın dalgın baktı camdan dışarı. Rüzgarın önünde bir o yana bir bu yana savrulan kar tanelerini ziyaret etti uzun süre…

Öğleye doğru kafeye bir genç adam girdi ve Puşkin’in masasına yöneldi. Elinde bir küçük sandık olduğu halde oturdu masaya. “Tamam!” dedi. Bu kişi, Puşkin’in arkadaşı Danzas’tı. Puşkin ona gümüşlerini vermiş, onları satarak bir silah almasını söylemişti. Ve silah işi tamamdı. Kalktılar birlikte. Tipide kayboldular az sonra.
St. Petersburg’un yakınında Kara Dere denilen bir mevkide buluştular düello yapacağı kişi ile.

Silahlar patladı. Puşkin Fransız’ı omuzundan, d’Anthes’de Puşkin’i karnından yaralamıştı. İki gün boyunca can çekişti Puşkin. Ve 29 Ocak 1837 Cuma günü vefat etti.Öldüğünde 38 yaşında idi.
Bugün klasikleşmiş birçok eseri birçok dile çevrilmiş, milyonlarca nüsha basımı yapılmış olan Puşkin ile ilgili olarak Rus ve (tabii dünya) edebiyatının iki devi şu tespitte bulunmaktadır. Gogol, “Puşkin, olağanüstü bir olaydır.” Dostoyevski’de daha mistik bir tavırla “Puşkin, bize gelecekten haber veren bir ermiştir” diyerek onun hakkını vermişlerdir.
Şimdi bu büyük şair ve edib eserlerini hangi kalemle yazmıştı. Bu merak ile onun hayatının son yıllarını yaşadığı St. Petersburg’a gittim. Onun düello yaptığı gündü. Ocağın son günleri. Hava soğuk. Vefatından 286 yıl sonra oturduğu Cafe’de kahve içip, onun bugün müze olan evinde çalışma odasını ziyaret ettim. Nasıl çalıştığını, hangi kalemle nasıl bir yazı yazdığını bilmek istiyordum. İki katlı bir evde 40 metrekarelik bir çalışma odasında eserlerini (özellikle son yedi yıl) yazdığı çalışma masası, üzerindeki yazı takımı, kağıt parçaları ve defterleri öylece duruyor. Üç duvar boydan boya kütüphane.
Silahlar patladı. Puşkin Fransız’ı omuzundan, d’Anthes’de Puşkin’i karnından yaralamıştı. İki gün boyunca can çekişti Puşkin. Ve 29 Ocak 1837 Cuma günü vefat etti.Öldüğünde 38 yaşında idi.
Bugün klasikleşmiş birçok eseri birçok dile çevrilmiş, milyonlarca nüsha basımı yapılmış olan Puşkin ile ilgili olarak Rus ve (tabii dünya) edebiyatının iki devi şu tespitte bulunmaktadır. Gogol, “Puşkin, olağanüstü bir olaydır.” Dostoyevski’de daha mistik bir tavırla “Puşkin, bize gelecekten haber veren bir ermiştir” diyerek onun hakkını vermişlerdir.
Şimdi bu büyük şair ve edib eserlerini hangi kalemle yazmıştı. Bu merak ile onun hayatının son yıllarını yaşadığı St. Petersburg’a gittim. Onun düello yaptığı gündü. Ocağın son günleri. Hava soğuk. Vefatından 286 yıl sonra oturduğu Cafe’de kahve içip, onun bugün müze olan evinde çalışma odasını ziyaret ettim. Nasıl çalıştığını, hangi kalemle nasıl bir yazı yazdığını bilmek istiyordum. İki katlı bir evde 40 metrekarelik bir çalışma odasında eserlerini (özellikle son yedi yıl) yazdığı çalışma masası, üzerindeki yazı takımı, kağıt parçaları ve defterleri öylece duruyor. Üç duvar boydan boya kütüphane.


Hafif sola çevrilmiş deri bir koltuk, masadaki dağınık kâğıtlar sanki büyük yazar az sonra gelip çalışmasına devam edecek gibi duruyor.
Şimdi düşünüyorumda; Yüzbaşının Kızı, Kış Akşamı, haydut Kardeşler, Şövalye Hikayeleri ya da Kırcali, Maça Kızı’nı yazdığı bu kalem dile gelse acep neler anlatırdı. Basit gibi görünen bu kalem, mürekkebe her bandırıldığında ucundan kağıda dökülen şekillerin bir edebiyat harikası olacağını biliyor muydu?
Hani hep diyoruz ya; nesnelerin ruhu vardır. Nesnelere ya da şeylere ruh veren ise onu tutan ellerde gizlidir.

