Skip to content Skip to footer
PROF. DR. MUHİTTİN ŞİMŞEK'İN KALEMİNDEN

Özal'ın Altın Cross Kalemi

12 Eylül 1980…
Türkiye’yi kurtarmak adına yapılan askerî darbe, ülkenin ekonomik ve sosyal bunalımını artırmıştı.

Askerler, yönetime el koymuş; muhtarlar, belediye başkanları, valiler, genel müdürler, bakanlar, başbakanlar, rektörler… Hasılı yönetimin her kademesi askerler tarafından işgal altındaydı. Binlerce genç yetişmiş insan hapislerde çürüyor, henüz çocuk yaştaki delikanlılar idam ediliyor, yüzlerce insanın akibetinden haber alınamıyordu. Bu satırların yazarı 15 yaşında Kayseri’de lise talebesi idi. Hukuk askıya alınmış, kanun devleti mantığı ile idare edilen ülkede, darbenin başının ağzından çıkan her cümle kanun hükmündeydi.

Gazeteler, şifreli yazılar yazıyor. Devletin bir tek televizyon kanalı TRT, postalın etkisi altındaydı. Üretim durmuş, eğitim dibe vurmuş, uluslararası arenada ülkenin esamesi okunmuyordu. Koca koca profesörler postala selam duruyor, zinhar saygıda kusur etmemeye çalışıyorlardı. Evladı, kocası, babası kayıp aileler perişan vaziyette idi.

Derken “netekim” demokrasiye geçme kararı aldı. Bir Anayasa hazırlanmış, halka oylatılmış ve %98 oranında oy alarak demokrasiye geç(miş) gibi yapıyorduk. Oysa ülkede telefonla görüşmek için saatlerce bekleniyordu.

…Ve;
Demokrasinin vazgeçilmezi olan seçimler yapılmış. Kısa boylu, tonton, epeyce sevimli bir başbakanımız olmuştu.
Bilgisayar çağı diyor, bilişim diyor, konvertibilite diyor, KDV diyor, trasformasyon diyor, özel radyo özel televizyon diyor…diyor da diyordu. Dedikçe de ülkenin başı dönüyordu. Ezberler bozuluyordu.

Red Kit okuyor, Cuma namazına gidiyor. Otomobil kullanıyor. Yatırım üstüne yatırım yapıyor, ülkenin çehresi değişiyordu. Dünya ülkeleri, adım adım geziliyordu. Doğal olarak yaptıklarını halkına anlatmak istiyordu. Çünkü biliyordu ki “Her hüsün ve cemal sahibi, kendi hüsün ve cemalini görmek ve göstermek isterdi”. Bu sebeple ayda bir televizyona çıkıyor “İcraatın içinden” bir şeyler anlatıyordu elindeki altın kalemi ile…

O kalem sembol olmuştu.
O kalem, ülkenin kaderini belirleyen unsur olmuştu.
Artık sevimli, tonton, halkın içinden bir başbakanı içselleştiren Türk halkı onu, kalemsiz düşünemiyordu…
Henüz özel televizyon kavramı yok idi. Bir tek TV kanalı vardı, TRT…

Her ay, bugün prime time denilen saatte, kreveze ceketinin düğmeleri kapalı, altın gravat iğnesindeki ANAP logosunun görünmesi için çok yukarılara doğru takılmış ve gravat mendili asla ihmal edilmezdi. ağzını doldura doldura “Benim aziz vatandaşlarım..” diyerek konuşmasına başlardı.

Merhum Özal’ın “İcraatın İçinden” Programında Kullandığı Kalem

Her ayki konuşmalarının değişmeyen tek aksesuarı, konuşma boyunca elinde tuttuğu Cross marka altın kalemi idi. Öyle ki; artık bu kalem onun alemet-i farikası olmuştu. O dönemi çok iyi hatırlıyorum, hemen herkes bir Cross edinme yarışına girmişti. Nererdeyse her bürokratın, okumuş-yazmışın gömlek cebinde o marka kalemden bulunurdu.

Yıllarca o kalem ile program yaptı. O meşhur Cross ile imza atar mıydı, sadece programlarda mı kullanırdı, onu da bilmiyorum. Ve lakin onun mütemmim bir cüzü hâline geldiğini biliyorum.

…Ve bir nisan günü her beşer gibi o da göçtü bu alemden.

Cenazesi, o güne kadar beşer gözünün görmediği bir kalabalıkla kaldırıldı. İlk sivil Cumhurbaşkanı olarak her kesimden, her sosyal statü ve siyasi düşünceden insanı bir araya getirmeyi başarmıştı. Bir taraftan devletin bandosu, diğer taraftan tekbirler yükseliyordu.

Türkiye’ye o güne kadar görülmemiş bir miras bırakmıştı; birlik olmayı…

Benim zaviyemden bir miras daha bırakmıştı: O altın Cross kalem.

Yıllar sonra, merhum Cumhurbaşkanımızın yakın aile dostu beni aradı. O kalemin kendisinde olduğunu, bunu muhafaza edecek kişiyi aradığını ve ismime ulaştığı söyledi. Buluştuk. Bir kadife kalem kesesi içinde Türkiye’nin tarihinde dönüm noktaları yaşatan başbakan ve cumhurbaşkanı olarak güzel hizmetler etmiş olan güzel, tonton adamın bu güzel emaneti fakire tevdi edilmişti.

Oysa bugün hâlâ o başbakan, elindeki o altın kalemle hatırlanmaktadır.

Yüzlerce kalemim içinde en kıymet verdiğim, üzerine titrediğim kalemlerinden biri olan bu kalem, bana verildiği gibi o kadife kalemlik içinde muhafaza edilmektedir.

İşte okuduğunuz bu yazı bir dönem ülkenin kaderini belirleyen o kalemle yazılmıştır.

Öyleyse ozanın dediği gibi “Kurban olam kalem tutan ellere.”  

Tükid – Tüm Kırtasiyeciler Derneği 2026© . Tüm hakları saklıdır.