“Her ay özel bir konuğumuzu ağırladığımız özel röportaj bölümümüzde bu ay, kitaplarını büyük bir heyecanla ve soluksuz okuduğumuz, Türk edebiyatının kıymetli yazarı Ayşe Kulin’e sorularımızı yönelttik. Her kitabı okuyucusunun kalbinde müstesna bir yer bulan Kulin, son yıllarda seri kitaplar halinde çıkardığı otobiyografisi en çok okunanlar arasında yer buluyor. Pandemi ile geçen 2020 yılını, kalem – kâğıtla olan ilişkisini ve projelerini konuştuk. Covid – 19 salgını süresince yeniden yazmaya başladığının müjdesini veren Kulin, kadın istihdamının oldukça yüksek olduğu kırtasiye sektöründeki kadınlara özel bir mesaj da iletti…”
1984’te yayınlanan öykü kitabınızla başlayan ve “Adı: Aylin” ile geniş kitlelere ulaştığınız yazarlık serüveniniz, günümüzde aynı heyecan ve ilgiyle sürüyor. Yazarlık kimileri için meslek ama röportajlarınızda zevkle yaptığınız bir çalışma olduğunu belirtiyorsunuz. Onlarca eserinizi yazarken sizi heyecanlandıran ve ilerlemenizi sağlayan şey neydi?
Her kitabın yazılış nedeni ayrıdır. Otobiyografik kitaplarım Veda/ Umut/ Hayat-Hüzün ve Hayal serisi, her yazarın illa eteğindeki taşları dökme istediğinden, Ayin ve Füreya ilginç hayatlarından dolayı yazıldılar. Türkan Saylan ise, bence coğrafyamızda yaşayan her bir insanın tanıması, ibret ve örnek alması gereken biri olduğu için yazıldı. Bir yazar olarak toplumda farkındalık yaratmak amacıyla yazdığım romanlarım da var; Sevdalinka, Köprü, Bir Gün, Gizli Anların Yolcusu, Bora’nın Kitabı, Tutsak Güneş ve Her Yerde Kan var gibi. Polisiye tadındaki Kördüğüm ve Son’u, bu alandaki yeteneğimi denemek için yazdım. Ama hangi amaçla yazmış olursam olayım, yazmak benim için dünyanın en keyifli işi ve hayatımı en keyif aldığım işi yaparken kazanabildiğim için, çok şanslı sayıyorum kendimi.
İlk kitabınızdan bugüne hitap ettiği kitle; alışkanlıkları, algıları ve yaşam tarzıyla değişti. Ancak kitaplarınız her dönemin okunması gerekenler listesinde yer alıyor. Bunun sihri nedir?
Bu soruyu okurlarımın yanıtlaması gerekirdi. Bana kalırsa, kitaplarımdaki samimiyet diyeceğim size. Bütün karakterlerim son derece sahici oluyorlar. Ben de bir yazar olarak bunu sağlayabilmek için, sürekli halkın arasında dolanıyorum, taksi yerine metro ve dolmuşu, uçak yerine şehirler arası otobüs yolculuklarını tercih ediyorum ki, gündelik hayatın karmaşasında koşuşan insanlarla iç içe yaşayayım, dertlerine kulak kabartayım, kullandıkları kelimeleri öğreneyim (dil yaşadığı için hep değişir), giyim kuşamlarını gözlemleyeyim. Okurun kalbine dokunmak isteyen yazar, fildişi kulesinde oturmamalı.
2007 yılından günümüze, UNICEF Türkiye İyi Niyet Elçisi görevini sürdürüyorsunuz. Bu kapsamda eğitim alanında yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?
2007 Yılında İyi Niyet Elçiliği’ne seçildiğimde, ilk yaptığım adını Sit Nenenin Masalları koyduğum bir çocuk kitabı yazmak ve gelirini Unicef’e devretmek oldu. Aynı yıl, Mardin’in Kızıldere ilçesinde ilk kez, beş yaş altı çocuklar için bir ana okulu açıp, halısından oyuncaklarına kadar teşrif ettik. Başka bir sefer, Kocaeli depreminde kullanılan ama artık atıl kamış deprem evlerini Güney Doğu Anadolu’ya taşıyarak ilk okul sınıfları oluşturduk. Aracı olduğumuz bağışçıların sayesinde yine okulsuz doğu kasabalarını bir birçok ilk okula kavuşturduk. Yoksul çocukların temiz su ihtiyacını temin ettik, bayramlarda fon yaratarak yoksul çocukları bayramlık ayakkabı ve giysilerle sevindirdik, aşı kampanyaları organize ettik.
Günümüzde teknolojik cihazlar daha çok tercih ediliyor ancak çalışma masanızda olmazsa olmazınız nedir?
Not defterim ve imza günlerindeki tükenmez kalemlerim olmazsa olmazımdır.
Hatırası olan kırtasiye ürünleriniz var mı? Kısaca hikayesini dinleyebilir miyiz?
Babamın armağanı bir gümüş dolma kalemim vardı. Nişantaşı’ndaki evimi soyan hırsız tarafından çalındı. Pek çok kıymetli eşya götürmüş ama beni en çok yeni kaybettiğim babacığımın yadigarı o kalemle, yine ondan kalan eski tip fotoğraf makinesi oldu. Eskiydi, elbette kullanmıyordum ama babam benim tüm çocukluk fotoğrafl arımı o makine ile çekmişti. Kırtasiye mağazalarında vakit geçirmekten hoşlanır mısınız? Ziyaret ettiğiniz kırtasiye mağazalarında en çok nelere dikkat edersiniz? 1980’li yıllara kadar yurt dışına çıktığımda en uzun zaman geçirdiğim dükkanlar kırtasiyeler olurdu. Uzun zamandır ülkemizde her istediğimizi buluyoruz artık, o yüzden yurt dışından alışveriş yapmaz oldum ama gelişen teknoloji kırtasiye ile aramızı açmakta. Örneğin silgi hayatımın dışında kaldı. Eğer mektup yazmıyorsam, dolmakalem de kullanmıyorum. Fakat yazarlığa başladığım günden itibaren bana armağan edilen dolmakalemlerimden geniş bir koleksiyonum var.
Yakın zamanda üzerinde çalıştığınız bir eser- proje var mı?
Şu anda, Korona günlerinde yazmaya başladığım, HAYAL’in devamı ve o oto-biyografi k serinin son kitabı olacak HÜSRAN’ı yazıyorum.
Son olarak, eserlerinizde her zaman eşitlik ve özgürlük için mücadele eden, ayakları üzerinde duran kadınları tanıyoruz. Kadın istihdamının oldukça yüksek olduğu kırtasiye sektöründeki kadınlara bir mesaj iletmek ister misiniz?
Neslin devamını sağlayan kadın, bu özelliğinden dolayı pozitif enerjisi ve ilhamı hiç tükenmeyen, cefakâr, çalışkan, sevecen ve yaratıcı güce sahip olandır. Erkeklerin hükmettiği bir dünyada yaşamasalardı, asırlar öncesinden hem edebiyat hem de görsel sanat alanlarında harikalar yaratırlardı. Kırtasiye dükkanları da en çok ziyaret ettikleri satış yerleri olurdu. Nasıl ki bazılarının beyni küçük yaşta yıkanarak, erkeğin daha üstün olduğuna inandırıldılar, bazıların da beyni bazı sektörler çok para kazansın diye yıkandı, modanın esiri oldular. Ne var ki özgürlük için mücadele eden, ayaklarının üstünde tek başına durmayı bilen kadınlar, fikir dünyasını geliştiren gereçleri satan kırtasiyecilerin de kıymetini bilen kadınlardır!
Ayşe KULİN
