Skip to content Skip to footer

Ben yok, biz varız!

“Kırtasiye sektörü; ticaretini yaptığı ürünler ve ürünlerin kullanıldığı alanlarda, hayatımıza kattığı değerlerle her zaman özel ve vazgeçilmez bir sektör olmuştur. TÜKİD, kırtasiye ürünlerinin gıda ve giyim kadar temel ihtiyaçlar arasında olduğunu, yaptığı tüm çalışmalarda vurgular. Kırtasiye sektörü yaptığı üretim ve pazarlama çalışmaları ile bir öğrencinin eğitimi, bir öğretmenin bir nesli yetiştirmesi, bir ülkenin gelişmesi sorumluluğunu taşımaktadır. Böylesine önemli ürünlerin üretimini, dağıtımını ve satışını yapan kırtasiyeciler de her zaman taşıdıkları sorumluluğun bilincindedirler. Sektörümüze değer katan ve yaptığı işlerle bu değeri bir adım ileriye taşıyan nice meslektaşımızdan biri olan Cihat Yoncalık bu ay dergimize konuk oldu. Bir vesile ile başlayan, kendilerinin nazikçe “destek” olarak ifade ettikleri girişimleri, sosyal medyanın da gücüyle çığ gibi büyüyerek binlerce çocuğa ulaşan bir organizasyona dönüşmüş. Yıllar içinde Türkiye’nin dört bir yanındaki çocuklara ulaştıklarını anlatan Yoncalık, çalışmalarında meslektaşlarınız da unutmadıklarını aktardı. Destek verdikleri okullarda meslektaşlarımızın isimlerini yaşatmayı da başaran bu çabaları okurken sizlerin de en az bizler kadar duygulanacağınızı düşünüyoruz. Bizler de bu vesileyle mesleği için fedakârca çalışan, emek veren ve kırtasiyecilik mesleğini devasa bir sektöre dönüştüren büyüklerimize minnetlerimizi ve saygılarımızı iletiyoruz.”

Sizi tanıyabilir miyiz?

1965, İstanbul doğumluyum. Aslen Kayseriliyim, evli ve bir çocuk babasıyım. Kırtasiye hayatıma 1983 yılında, o zamanlar Tahtakale’de faaliyet gösteren halamın eşinin sahip olduğu Zafer Kırtasiye’de başladım. Rahmetli babam, “Eti sizin, kemiği bizim” diyerek beni oraya teslim etti. İşe başladığım firma ne de olsa yakın akrabamızındı ve ben kendimi torpilli hissediyordum. Ama sadece hissetmekle kalmıştım;) Aynı gün mesai arkadaşlarım sırasıyla yanıma yaklaşarak cezaevine girmişçesine sessizce; “Allah kurtarsın” demeye başladılar. O an ne demek istediklerini anlamamıştım. Aynı gün akşam akşam rahmetli eniştem Durmuş Ali Yavuz bey beni yanına çağırarak, “Yeğenim yarından itibaren sabahları işe başlama saati 07.30”dedi. “Dükkânın önüne geldiğinde saatine bakacaksın eğer saat 07.30 ise selam verip içeri gireceksin. Eğer saat 07.30’a bir dakika bile geçiyorsa dükkâna girmeyip doğru eve gideceksin” demişti. Böylece benim, “Allah kurtarsın” maceram başlamış olmuştu. Şimdiki gibi o yıllarda her yere kolayca gidebilmek mümkün değildi. O saatte Tahtakale’de nasıl olacaktım? O zamanlar sabahları işe geç kalmamak için belli bir yerden sonra Tahtakale’ye koşarak gittiğim günler şu an film şeridi gibi gözümün önüne gelmiyor değil. İşe başladığım firma o kadar disiplinliydi ki, 18 ay askerlik bile bana vız gelmişti. Bunları sadece yeni neslin öğrenmesi adına anlatıyorum…. Tahtakale; disiplinin, hoşgörünün, dostluğu, komşuluğun, arkadaşlığın, yardımlaşmanın en üst seviyede olduğu, ticaretin başkenti olarak nitelendirebileceğimiz bir yerdi. Askerden geldikten sonra aynı yerde 3 yıl daha çalıştım. Daha sonraları sırasıyla, Atılım Kırtasiye, Birlik Kırtasiye ve son olarak Ceren Kırtasiyede çalıştım. Kısmen Anadolu, İstanbul ve esas bölgem olan Trakya Bölge Pazarlamacılığı yaptım. 2005 yılında eşime İstanbul Bayrampaşa’da küçük bir perakende kırtasiye açmıştım. Yıllar sonra kısmet oldu, dükkânı büyüttük ve eşim dükkânı idare edemez olmuştu. 2012 yılında Trakya Bölge Pazarlamacısı olarak çalıştığım Ceren Kırtasiye’den ayrılmak zorunda kaldım. Dükkânın başına geçtim, halen Çilek Kırtasiye olarak perakende kırtasiye işine devam ediyorum. Sahip olduğumuz ne varsa, önce Allah, daha sonra yanlarında çalıştığım, ekmeğini yediğim bu insanlara borçluyum. Vefat edip aramızdan ayrılanlara Allah’tan rahmet yakınlarına uzun ömürler diliyorum.

Yıllardır sürdürdüğünüz, özenle üzerinde çalıştığınız ve nazikçe “destek” olarak adlandırdığınız süreç nasıl başladı?

Bir dostumuzun kızının sayesinde başladı. Bir gün bu kızımız dükkâna geldi ve “Cihat abi, bir köy okuluna malzeme topluyoruz ,bize destek olur musunuz? Dedi. Üniversite öğrencisi kızımızın bu davranışı çok hoşuma gitmişti. Kendisine bir şeyler ayarladım ve yardım edecekleri okulun nerede olduğunu ve ismini rica ederek not aldım. Daha sonra 2017 yılında sömestr tatilinde bir hafta sonu Bursa’ya iki günlük tatil amaçlı ailece yola çıktık. Bir an Marmara Bölgesi’nde bulunan ve notunu aldığım bu köy okulu aklıma geldi. Okullar kapalıydı ama en azından köy okulunu ve çocukları görebiliriz diye düşünerek Bursa ilimizin bir ilçesinde bulunan ve ilçe merkezine 18 km uzaklıktaki bu köy okulumuza doğru yola koyulduk. Köye girdiğimizde çok şaşırmıştık, Marmara Bölgesi’nde böyle bir köy olamazdı. Köyün fiziki yapısı bile çok kötüydü. Çocukların ayaklarında doğru dürüst bot, üstlerinde mont yoktu. Bu durum bizi ailece çok üzmüştü. Nitekim öğretmen olan kızım daha da çok üzülmüştü. İstanbul’a döner dönmez orada görev yapan öğretmen arkadaşa ulaşıp okulda okuyan 45 çocuğumuzun hepsinin ayak numaralarını ve beden ölçülerini bizlere ulaştırmasını rica ettim. Sağ olsunlar yakın arkadaş çevrem ve meslektaşlarımızın sayesinde hepsine bot, mont ve her türlü kırtasiye malzemesi gönderdik. O kadar mutlu olmuşlardı ki sizlere anlatamam. O köy okulumuzdan gelen fotoğraf ve videoları sosyal medyada paylaşınca bizlere destek verenler daha da çok mutlu olmuşlardı.

Çalışmalarınız Türkiye geneline nasıl yayıldı?

Meslektaşlarımızla yaptığımız sohbetler esnasında, “Eğer Marmara Bölgesi’nde böyle köy okullarımız varsa, kim bilir Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ne köy okullarımız vardır” dedik.

Malumunuz, yıllardır kim oldukları ve neye hizmet ettikleri belli olmayan bazı insanların yaptıkları kermes adı altında, çok iyi niyetli olan esnafımızdan malzeme toplarlardı. Toplanan malzemelerin satışından elde edilen gelirlerin nerelere gittiğini kim biliyordu? Neden bizler bu malzemeleri toplayıp, ihtiyaç sahibi köy okullarına bizzat götürmeyelim? Ya da göndermeyelim diye düşündük. Süreç böylece başlamış oldu. İyi de destek vereceğimiz köy okullarını nereden ve nasıl bulacaktık. Bizim ilk köy okulu destek projemizi sosyal medyadan gören bir aile dostumuz bana, çocukluk arkadaşının da özellikle köy okullarına çok büyük destekler verdiğini, kendisiyle tanışmamı istediğini aktardı. Ertesi gün gün kendisini telefonla arayarak çalışmaları hakkında bilgi aldım. Bizlerinde özellikle kırtasiye ayağında köy okullarımıza destek verebileceğimizi, bizlere köy okulları isimlerini, irtibat kurabileceğimiz idareci ve öğretmen arkadaşlarımızın telefonlarını vermelerini istedik.

Anadolu’nun en ücra köy okullarına her türlü desteği veren bu oluşumun adı Farkındalık Yaratmak Projesi’ydi. Buradan kendilerine, sizlerin aracılıyla kırtasiye camiası adına şükranlarımı sunuyorum. Farkındalık Yaratmak Projesi’nde, tamamen kendini bu işe adamış, yardımsever insanların ellerinde o kadar çok köy okulumuz vardı ki! Yetişmek mümkün değildi. Aynı köy okullarına bizler kırtasiye camiası olarak her türlü kırtasiye malzemesi, onlar ise bot, mont desteği sağlıyordu. Böylece birbirimizi tamamlamış oluyorduk.

Destek verdiğimiz köy okullarımızdan fotoğrafl ar ve videolar geldikçe sürekli sosyal medyadan paylaşıyorduk. Bizlere güveni tam olan, toptancı, ithalatçı, imalatçı ve perakendeci kırtasiyeci esnafımızın da yardımlarıyla destek çığ gibi büyümüştü. Artık arkamızda dev gibi bir güç vardı. Bu bizleri daha da cesaretlendirmişti. Fırsat buldukça, müsait olan arkadaşlarımızla Marmara Bölgesi’nde tespit ettiğimiz köy okullarımıza bizzat gidiyor ve toplanan malzemeleri kendi ellerimizle dağıtıyorduk. Bu süreçte öyle ilginç olaylarla karşılaşıyorduk ki. Buradan sizlere bir anekdot paylaşmak isterim. 2017 yılında Çanakkale/ Ayvacık ilçesinde özellikle birkaç köyde büyük yıkıma sebep olan bir deprem meydana gelmişti. Bu sebepten dolayı bu köylerimize her türlü kırtasiye malzemesi ve oyuncak götürme kararı aldık. İnsanlar konteyner evlerde yaşıyor, çocuklar konteyner okullarda öğrenim görüyorlardı. Malzemeleri tek tek poşetleyip bu köylere doğru yola çıktık.

O köylerden birine geldiğimizde, çocuklar konteynerlerin arasında oynarlarken hepsini topaldık ve sıraya girmelerini rica ettik. Ben bir Fenerbahçe taraftarıyım, şakadan sıradaki çocuklara; “Kimler Fenerbahçeli?” dedim, çocuk aklı olsa gerek, çoğu “Ben, ben” diyerek cevap verdiler. Bir tanesine sıra geldiğinde, boynunu bükerek; “Ağabey ama ben Galatasaraylıyım, ama bundan sonra bende Fenerbahçeliyim” dedi, o kadar üzülmüştük ki. Her bir çocuğa bir poşet malzeme verdiğimiz halde bu çocuğumuza özellikle iki poşet malzeme verdik ve kesinlikle Galatasaray’ı bırakmayacağı sözünü aldık. Yine aynı ilçede bulunan başka bir köyde, sonradan Beşiktaşlı olduğunu öğrendiğim bir ufaklık elinde mavi bir poşetle yanıma gelerek, “Ağabey, sizler bizlere bir sürü şey hediye ettiniz. Bu da bizim size hediyemiz olsun” diyerek elindeki poşeti bana doğru uzattı. Poşeti açtığımda içinde kavun ve karpuz vardı. Şimdi olduğu gibi o anda da gözlerim dolmuştu.

İnsanların tepkileri nasıldı?

Meslektaşlarımız bizlere güvenip bir sürü malzeme veriyor ve bizler bu malzemeleri gerçekten ihtiyacı olan yerlere dağıtıyorduk. Bu da bizlere güvenip malzeme veren tüm meslektaşlarımızın çok hoşuna gidiyordu, çünkü verdikleri malzemelerin nerelere gittiğini bilmek herkesin en doğal hakkıydı. Sosyal medyadaki paylaşımlarımızdan sonra, hiç tanımadığımız meslektaşlarımız bizlerden IBAN numarası isteyerek para yardımında bulunmak istediklerini iletiyorlardı. Bizlerde kendilerine para toplamadığımızı, sadece malzeme topladığımızı beyan ettik. Bunun akabinde İstanbul haricinde, bizlere Tekirdağ, Balıkesir, Ankara, Bursa, Edirne, Malkara, İzmir gibi yerlerden malzemeler gelmeye başladı. İstanbul dışından böyle malzemelerin gelmesi bizleri daha da çok mutlu etmişti. Kırtasiye malzemesi desteği ile çıktığımız bu yola bir de bot, mont eklenmişti. Bu süreçte, gerçekten bizleri yaralayan tek şey, bazı kişilerin soysal medyadaki okullardan gelen video ve fotoğraf paylaşımlarımızın altına, bir elin verdiğini diğer el görmez, gibi eleştirileri olmuştur. Ayetlerden örnek veren bu kişiler, sanki hayatlarını ayetlere göre yaşıyorlardı! Bizler bu fotoğraf ve videoları sosyal medya platformlarında paylaşmasaydık, her yıl yüzlerce okula, binlerce öğrencimize, yüzlerce koli malzemeyi nasıl toplayacaktık? Çok zor bir süreçten geçtiğimiz şu sıkıntılı dönemde bile, kırtasiyeci esnafımızın büyük bir özveri ile sadece bu sezon Anadolu’nun en ücra köy okullarına gönderdiğimiz bot, mont, her türlü kırtasiye malzemesi, akıl oyunları ile oyuncaktan oluşan koli miktarı 150 koliyi geçti.

Kırtasiye ihtiyaçlarını gidermeye çalışmakla birlikte, sektörümüz adına da çok kıymetli bir çalışma yapıyorsunuz. Ondan da bahseder misiniz?

Bu süreçte, sektöre çok büyük hizmetler vermiş büyüklerimiz veya arkadaşlarımız aramızdan birer birer ayrılıyorlardı. Arkadaşlarımızla yaptığımız sohbetler esnasında bizlerin de bunlarla ilgili bir şeyler yapmamız gerektiğini hep dile getiriyorduk. Nitekim de öyle oldu. Kırtasiye sektörüne ömrünü vermiş, zamanında kamyonlarla Anadolu’yu karış karış gezmiş yeri gelmiş yollarda mahsur kalmış yeri gelmiş kamyon kabinlerinde sabahlamış meslektaşlarımız… Bazılarını Anadolu yollarında iş seyahatleri esnasında trafik kazalarında kaybettiğimiz, ailelerinden uzak, yuva mutluluğu ve evlat sevgisi bile yaşayamadan aramızdan birer birer ayrılan, ama kırtasiye sektörünün bugünlere gelmesine çok büyük hizmetler verenler. Hatta bazılarının geride çok büyük markalar bıraktığı, büyüklerimiz ve arkadaşlarımıza bir vefa örneği olarak, onların isimlerini ve anılarını yaşatmak istedik. 2,5 yıldır destek verdiğimiz köy okullarına, isimlerinin yazılı olduğu, ilk etapta 41 tane 30*42 ebatlında plaket yaptırarak bu okullarımıza asılmak üzere gönderimlerini sağladık. Tabi ki gözden kaçırdıklarımız olmuş olabilir. Onları da en kısa zamanda tespit edip okullarımıza gönderimlerini sağlayacağız.

ÇİLEK KIRTASİYE FİRMA SAHİBİ
Cihat YONCALIK