Üç Liderin İmza Attığı Kalem
Nabi Avcı,
Bir gönül adamı.
Nezaketin, nezahetin ve nezafetin tecessüm etmiş hali.
İlim adamı, danışman, siyasetçi, bakan, devlet adamı.
O, bu sıfatların hiçbirini sevmez. Hatta hoş bir mahcubiyet de duyar.
Ankara’dakilerin Nabi Hoca’sı,
Benim mi?
Nabi abim…
Bir kalem sever,
Ama kalemin her türlüsünü sever. Kurşun, dolma, tükenmez…
Fark etmez onun için.
Hatta kağıt, defter, silgi, kalemtraş gibi kırtasiye malzemeleri de onun ilgi alanlarındandır.
Masasında hep bir avuç dolusu sarı kurşun kalemi vardır. Bir de hoş çakısı. Çakı da neyin nesi diye sormayın! Onunla kalemlerinin ucunu açar.
Bakanlığı döneminde Milli Eğitim’in merkez teşkilatında bulunan bütün bürokratların ceketlerinin mendil cebinde bir Pelikan M150 taşıma mecburiyeti getirmişti(!), ama kendi hediye etmişti hepsini. Bana da hediye etmişti. Hem de kapağında ismi yazıyor. Bugün de bu adet devam etmektedir.
Nabi abi ile her sohbet güzeldir. Lakin kalem sohbeti çok daha güzeldir. Zira kalemin mahiyetine vukufiyeti tamdır.
Burada itiraf etmeliyim ki; onun bana öğrettiği çok önemli bir davranış vardır ki, bu nedenle ona müteşekkirim. Kaleme çok bağlı olduğumu anlamış olmalıdır ki; birkaç kez üst üste görüşmemizde bana bir kalem hediye ediyordu. Bu çok hoşuma gidiyordu ama tek taraflı da olmazdı ki. Oysa benim parmağımı kessinler kalemimi almasınlar modunda idim. Hiç hoş olmadığını ben de biliyordum. Lakin elden ne gelir. Oysa o, her görüşmemizde mütemadiyen bir kalem hediye ediyordu.
Bu hali kendi kendime düşündüm ve şu kanaate vardım. Belli ki bana bir ders vermek istiyordu. Masivaya bu kadar bağlılık hoş değildi ve benim bunu kırmam gerekiyordu. Hem de en sevdiğim nesne ile. Öyle de yaptım. Yine bana bir kalem verdiğinde ben de ona -hem de çok sevdiklerimden- bir kalem verdim. Hoşuma gitmişti. Vermek hoş bir duygu idi. Ve artık aramızda adı konmayan bir anlaşma vardı. Karşılaştığımız zaman önce birbirimize birer kalem hediye ediyorduk. Bir buna almalık diyorduk, sonra çantalar ve cepler açılıyor, kalemler ortaya dökülüyor ancak bunlar sadece seviliyor ve üzerine sohbet ediliyordu. Çünkü bunlar da bakmalık idi. Ne kadar içiniz geçerse geçsin bakmalık kalemlerden alma şansınız yok.
Bir gün Nabi abi ile uçakta yan yanayız. Tabii ki hal hatırdan sonra söz kaleme geldi. Birer tane verdik birbirimize. Sonra bakmalıklara geldi sıra. Muzipçe gülümsemesinden beni çatlatacak bir kalemden bahsedeceğini anlamıştım. Bir kalem çıkardı. Montbalanc 149. Tam bir dolma… İmza töreni kalemi. Fakat alelade bir kalem. Aldım inceledim. Aynısından benim çantamda da vardı. Ancak benimkinin kapağında M. Şimşek ibaresi yazıyordu. Nabi abi kaleme dair bir şeyler anlatmak istiyor, ama beni de meraklandırmak için biraz uzatıyordu. Sonra benim zorlamamı beklemeden kendisi anlatmaya başladı.
“Biliyor musun bu kalem nedir?” dedi. “Abi hadi anlat anlat…” dedim.
Kalem, Bakü-Tiflis-Kars demiryolu ya da daha yaygın bir ifade ile Demir İpek Yolu gibi büyük bir projenin imza töreninin kahramanı. Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan liderlerinin katılımı ile gerçekleşen imza töreninde üç liderin imza attığı kalem. Harika bir hikaye.
Nabi abi o törende (o zaman başbakan başdanışmanı).
Törenden hemen önce Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’a “Sn. Bakanım imza atılacak olan kalemi alınız” tavsiyesinde bulunuyor. Bakan “Eğer liderler önce atar, sonra bakanlar imzalarsa bu dediğin olur. Ama tersi yani önce bakanlar imzalar sonra liderler imzalarsa zor olur” dedi gülümseyerek.
Nabi abi, merakla bekliyor. Büyük sahnede liderler yerlerini alıyor. Bizimkinin içini bir sevinç kaplıyor “Tamam her şey arzu edildiği gibi… Önce liderler imzalayacak” diye geçiriyor içinden. Öylede oluyor. Sonra bakanlar aynı kalemle imza atıyorlar. Binali bey mühendis. En son o imzalıyor ve dolayısı ile kalem onda kalıyor. Önce bir tereddüt yaşıyor. Bıraksam mı, alsam mı? diye. Sonra anlık bir refleksle hemen yanı başında olan Gürcistan Devlet Başkanı Sakaşvili’ye soruyor. “Tabii ki!” diyor Sakaşvili…

İmzalar tamam. Aile resmi tamam. Kahramanımız Montblanc 149 da tamam.
Çok önemli bir projenin çerçeve anlaşması imzalanmış. En kısa zamanda projenin bitirilmesi dilekleri en üst yetkililerden dile getirilmiş. Bakanlarına talimatlar verilmiş. Ve tören sona ermişti. Yemeğe geçilecekti. Nabi abi yavaşça Binali Bey’in yanına gidiyor. Bakan, Hocanın bir şey demesine fırsat vermeden. Çıkarıyor cebinden kalem “Al hocam emanetini” diyor. Benden Nabi abinin o anki duygusunu tasvir etmemi beklemeyin. Gücüm yetmez… Ve artık kalem Nabi hocanın cebinde.
Ve şimdi.
İşte şu an elimde tuttuğum kalem o kalemdi.
Ne yapıp yapıp edinmeli idim. Benim olmalıydı o kalem. Nabi abiden istesem vermeyecekti (doğal olarak). Sevdim, okşadım. Kapağını çıkarıp bir şeyler yazdım. Ama bunların hepsi cebime atmak için peşrevdi. Bir müddet sonra cebimdeki bana ait olan aynı modelden kalemi Nabi abiye uzatarak, sanki çok ilgi göstermiyormuşum gibi uzattım. Sadece “güzel!” dediğimi hatırlıyorum. Nabi abi, üzerinde benim ismimin kazılı olduğu ancak dikkatli bakılmadıkça anlaşılmayan kalemi aldı cebine koydu. Bense bu muhteşem hikayenin kahramanı kalemi çoktan cebime koymuştum bile…
On bin metre yükseklikte adrenalini yüksek bir yolculuğumuza devam ediyorduk. Fakat onun söylediklerini duymuyordum bile. Bir an önce inmek ve doya doya ona bakmak istiyordum. Bir taraftan da kaçak göçek iş yapmanın sıkıntısı vardı içimde. Buruk, çok buruk bir sevinç. Öyle ya resmen hırsızlık olmasa bile kandırma vardı işin içinde. Neyse, artık dönüşü yoktu ve kalem bende idi. Gerçek olan bu idi…
Aradan epey bir süre geçmişti. Demir İpekyolu Projesi bitmiş, açılışı yapılmıştı. Bu törende Binali Yıldırım Başbakan olduğu için, Ulaştırma Bakanı olarak Ahmet… katılmıştı.
Nabi abi ile “Kaleme Dair” konuşma yapmak üzere bir televizyon programına davetli idik. Program 3,5 saatlik uzun bir program. Program arasında “Nabi abi” dedim, “Yıllardır sakladığım sırrı izhar etmek istiyorum” dedim ve olanı biteni anlattım. Program başladığında da canlı yayında kalemi, sahibine iade ettim ve benim ona verdiğim kalemin de kendisine hediyem olduğunu söyledim.
Nabi abinin çok hoşuna gitmişti. “O zaman şöyle yapalım” dedi. “Biten projenin açılışında Binali bey yoktu. O projede çok büyük emeği var. Bu kalemi ona hediye edelim”
Öyle de yaptı. Binali bey çok sevinmişti.
Ancak duyumlarıma göre Son Başbakanımız Sn. Binali Yıldırım’da kalemi esas sahibine, yani Cumhurbaşkanımıza vermiş…

