Haberler

PEHLİVAN ÖZTÜRK'E VEDA

Kırtasiye sektörünün önemli firmalarından ve sevilen simalarından Pehlivan Kırtasiye Yönetim Kurulu Başkanı Pehlivan Öztürk hayatını kaybetti. Öztürk’ün kaybı kırtasiye camiasında ve iş dünyasında büyük üzüntü yarattı.
1986 yılında ilk firması Öz Kırtasiye’yi kuran Pehlivan Öztürk, bir yıl sonra yine Tahtakale’de, 20 m2’lik bir ofiste Pehlivan Kırtasiye’yi açtı. Kırtasiye sektörünün ihtiyaçlarını ve beklentilerini karşılamak amacıyla çıktığı yolda, yıllar içinde prensipleri ve bayisi olduğu ürünler ile kırtasiye sektörde kendine güçlü bir yer edindi. Yıllar içinde hızla büyüyen Pehlivan Kırtasiye, 2008 yılında Ümraniye Atakent’de 2000m2’lik yeni binasına taşındı. Hiçbir meslektaşına zarar vermeden, sadece hizmet ve düzgün insan ilişkileri prensibiyle ticari hayatını sürdüren Öztürk, kırtasiye sektörün ülke sorunlarının çözümüne ve sektörün gelişmesine de katkıda bulunmuştur. Bir dost, arkadaş, kardeş ve ağabey kaybeden sektör temsilcileri ile Pehlivan Öztürk’ü konuştuk. İşte, kelimelerin yetersiz kaldığı anlarda duygularını bizlerle paylaşan kırtasiyecilerin Pehlivan Öztürk’ü…

**********************
Ben Pehlivan’ı anlatamam… Anlatmaya başlasam, bu sayfalar yetmez.

Pehlivan Benim için ailemin bir parçasıydı. Onu kaybetmiş olmak, beni derinden üzdü. O, bu sektörün rengi idi… Şahsen, onunla çok renkli günler yaşadım. Ayrıca emeklilik hayatımda daima yanımda oldu. Yeni dostlar edindim sayesinde.

Allah rahmet eylesin, ışıklar içinde olsun.

Ailesine sabırlar diliyorum.

Altan Işık
**********************

Pehlivan Abi;

Senin neyini, nasıl anlatayım, bilmem ki.

Senin eşine ve işine duyduğun sevgi ve saygıyı mı, çocuklarına olan sevgi dolu titizliğini mi?

Her işe başlarken en iyi ve en güzelini yapmak için gösterdiğin insanüstü mücadeleyi mi, ilkleri yapmada hep öncülük yapmanı mı? Yaptığın işte kimseye muhtaç olmadan ayakların üzerinde dimdik durmanı mı? Tahtakale Işık Han’dan bu güne geçen 28 yıllık kısa zamandaki abi - kardeş ilişkisini mi neyi? Emekli olduğumda, bana gala gecesinde hayatım boyunca unutamayacağım, o nazik ve taltif edici onurlandırmanı mı?

Seni en son ziyarete geldiğimde yine piyasamızın çok tanıdığı bir toptancımızın annesinin cenazesinde kimsenin olmadığını ağlayarak anlatmanı mı? Of’un Hayrat Köyü’nün hırçın çocuğu, neyi nasıl kelimelere döküp anlatayım!

Anacığına yaptığın hürmet ve hizmetin canlı şahidiyim. Çoğumuzun Atamıza göstermeyeceği hizmeti sen yaptın. İnancım, ana ve babaya hürmet eden, iki cihanda saadet bulur...

Abim, beni son fuarına davet ettin, gelemedim.  Of’a çok davet ettin, gelemedim… Çok pişmanım.

Ama merak etme, Of’daki  başkanlık sarayını sayende gördüm. Ben memnun olmadım, ama senin memnun kaldığın ve o güzel klasik gülüşünü yaptığını hissettim.

Yüce Allah’ım sana  Rahmet ve merhamet ile muamale etsin. Eşin çocukların ve ailem dediğin çalışanların olmak üzere tüm sevenlerine başsağlığı diliyorum abiciğim.

Arif Aytekin

**********************

İtiraf etmeliyim ki giden bir dostun arkasından yazı yazmak yaşamımın en zor anlarından birisi.

Frekanstan böyle bir talep geldiğinde bir an irkildim.  İsteğe, “Hayır” cevabı vermeyi düşündüm, ama olmaz ki, sevgili arkadaşım, dostum, yoldaşım, meslektaşım Pehlivan için yazmalıydım.

Pehlivan, seni; emniyetin küflü dehlizlerinde, hapishane koğuşlarında geçirdiğin günlerin öyküsünü dinleyince sevdik, (aynı serüveni farklı zamanlarda da olsa bende yaşadığım için olsa gerek) dost canlısı olduğun için sevdik, yaşamdaki dik duruşunla sevdik, Karadenizli edası ile isyankarlığını sevdik, hoşgörülü ve etik davranışlarınla sevdik. Sevgi dolu bir baba ve eş olduğun için sevdik, katıksız bir anne sevginle, onurlu duruşunla sevdik. Ama sen ne yaptın be dost! Bütün sevenlerini arkada bırakıp gittin.

Acelen ne idi arkadaşım? Aslında biliyorum galiba. Çok sevdiğin anneni özledin değil mi? Ama bu haksızlıktı inkar etme… Hiç arkana bakmadın geride bıraktıklarını, sevdiklerini düşünmedin. Her zamanki muzipliğinle hepimize oyun oynadın. Biliyordun ve bu sonu kimseye söylemedin. Nereden mi biliyoruz? Son yaptığın gala yemeği! Bu bir veda yemeğiydi değil mi? Hiç birimiz uyanamadık…

Seni hep birlikte saygıyla, sevgiyle, onurla uğurluyoruz dost insan. Uğurlar olsun…

Hamza Şahin

**********************

Pehlivan Öztürk kelimelerle İceberg’in görünen yüzüydü. Yani iş hayatında piyasa koşullarının ve zorluklarının karşında olması gerektiği gibi davranan, ama arkadaşlığında ve sosyal yaşamında duygularıyla yaşayandı. Gerek iş, gerek sosyal yaşamında en önemli olan yanı, duruşuydu. Özüyle sözüyle tek davranış sergileyen, ilkelerinden hiçbir menfaatini öne koymaksızın taviz vermeyen, yeri doldurulmaz ender insanlardan biridir.

Kendisiyle 2001 yılında tanıştık. Kırtasiye işini hiç bilmiyorduk. Ancak esnaflık duygusu ikimizde de güçlü olunca samimi olmamız çok çabuk oldu.

En büyük özelliği, müşterisinin başarılı olması için yeniliklere ve farklılıklara çok değer vermesiydi.

Sözün bittiği yerde olmakla birlikte, bizlere çok değerli hatıralarla bıraktı.

Pehlivan Öztürk deyince akla, doğruluk, dürüstlük içinde ticaret yapmak gelir.  Dostla ye, iç, alışveriş de yap! Sözünün en güzel örneğidir.

Bu vesileyle; Pehlivan kırtasiye bayrağını devir alan, Başta hem hayat arkadaşı hem de iş arkadaşı olan Esen Hanım, oğlu Gökhan Bey ve Kızı Deniz Hanım’a, arkadaşlarım diye hitap ederek çok önemsediği Pehlivan kırtasiye çalışanlarına, Dostlarım diye hitap ettiği meslektaşlarıma en derin taziyelerimi sunarım.

Mekânın cennet olsun koca adam…

İlhan Atalar

**********************

Pehlivan Öztürk’ü anlatmadan önce anlamak gerekir. Onu bir bedende yaşayan üç insan olarak özetleyebiliriz.

İlk olarak söyleyebileceğim; Devrimci duruşudur. 1980 öncesi uzun, meşakkatli ve her türlü zorluklar içinde geçirdiği Devrimci mücadelesidir. Onun bu yapısını ve mücadeleci ruhu az sayıda kişi tarafından bilinir. Yarım asırdır süre gelen arkadaşları ile olan ilişkisini hiçbir zaman kesmedi. Pehlivan Öztürk haksızlığa karşı devamlı dik durmuş, devrimci çizgisinden asla taviz vermemiştir.

İkinci olarak; içinde sadece ilkelerini barındıran bir yapısı vardır. Sektörün gelişimine olan katkıları büyüktür. Şirketinin bu noktaya gelmesi için, tırnakları ile kaza kaza mücadele etmiştir. Yeniliklere açık kolektif çalışmayı seven bir yapısı vardır. Emeğe saygı da asla kusur etmemiştir.

Üçüncü ve son olarak söyleyebileceğim; iyi bir evlat, iyi bir eş, iyi bir baba, iyi bir dost ve yoldaştır.

Yaşamı boyunca annesini başının üstünde tutmuştur. Ailesi ile yaşamayı seven, onlar için her türlü fedakarlığı yapan biridir.

Dostlarını iyi gününde kötü günün de yalnız bırakmayan iyi bir dost ve yoldaştır. Bütün bunların yanında, yardım sever, yaptıklarını gizleyen göstermeyen bir yapısı vardır.

Benim için ise iyi bir kardeş, iyi bir dost bir yoldaştır.

PEHLİVAN ÖZTÜRK BİZLERLE BERABER YAŞIYOR VE YAŞAYACAKTIR.

İsmail Keresteci

**********************

Seni geç buldum, çabuk kaybettim. Yoldaşım, sırdaşım, kardeşim PEHLİVAN!.. Seni hiç bir zaman unutmayacağım. Işıklar içinde rahat uyu. Bıraktığın Aziz hatıralarının önünde saygıyla eğiliyorum. Kalbimin bir köşesinde hep olacaksın.

Kıyasettin Yıldırım

**********************

GÜZEL İNSAN, DOST VE DÜRÜST  -  ONURLU  MESLEKTAŞ :

PEHLİVAN ÖZTÜRK

Pehlivan Öztürk, insan olarak güzel insan, benim için bir dost, ve sektörümüz için, dürüst ve onurlu bir meslektaş demektir.

Pehlivan Öztürk, bu yıl, Pehlivan Kırtasiye’nin 30. Yılını kutladıktan sonra  aramızdan ayrıldı.  O’nun 30. Yıl için hazırlayıp , fuarda biz dostlarına ve meslektaşlarına sunduğu “hikayesi”, sadece hepimizi duygulandıran bir sunum değildi.  Tüm yalınlığı ve gerçekliği ile o sunum,  güzel bir yüreğin hikayesi idi.

Bu güzel insanı tanımış olmaktan mutluyum, gururluyum.

Sektörde 33 yılını geçirdi.  Ben kendisini son 10 yılında tanıdım. Tanıdığım günden beri, arkadaşız, dostuz. Öyle olduk, öyle kalacağız.

İnsan olarak Pehlivan, hani derler ya, “güzel insan”, işte öyle idi. Kocaman bir yüreği vardı, o yüreğinde, tüm  insanların sevgisi için yer vardı. Kimseyi ayırmadan sevmesini bildi.  Kimsenin dinine, inancına bakmadı, sadece insan olmasına baktı. Haksızlığa karşı çıktı, her zaman ve her yerde. Sadece kendine yapıldığı zaman değil, başkalarına yapıldığında da haksızlığı kabul etmedi. Belki bu yüzden, lafını kimseden esirgemedi.

Güzel insandı, tek yüzü vardı, hiç maske kullanmadı.

Benim için, bir dosttu Pehlivan. İnsanın hayatta pek çok tanıdığı, arkadaşı oluyor. Ama dost diyebileceği, yanında sesli düşünmekten çekinmeyeceği insan sayısı doğal olarak ve maalesef daha az oluyor. Varlığından güç aldığınız kişidir dost dediğiniz.  Bizim mahallede dostluklar gücünü gerçekten alır. Hiç yalan söylediğine tanık olmadım. Dostlar birbirini açık ve net eleştirirler. Öyle idi. Dostları bir hata yaptı mı, daha şiddetle karşı çıkardı. Bu huyunu çok sevdim. Bu nedenle, eksikliğini hep duyacağım.

En çok, meslektaşımız Pehlivan Öztürk üzerine konuşabiliriz. Pehliven Öztürk, gurur duyacağımız bir meslektaşımız idi. Rakibi de olsanız, O’nu sevmiyor olsanız da, O’nunla gurur duyabileceğinizi biliyorum. 

Yalan söylemeyen bir meslektaş, dürüst bir meslektaş, sizinle birikimini paylaşmaktan çekinmeyen bir meslektaş, kimsenin arkasından konuşmayan, herşeyi en açık ve en “ağır” şekilde de olsa yüzünüze söyleyebilen bir meslektaş, kimseyi aldatmamış, kimsenin hakkına el koymaya kalkmamış bir meslektaş.

Burada bir anımı anlatmak istiyorum. Bir toptancı arkadaşımız zor günler yaşıyordu. Fuarı vardı ve fuarına katılan firmalar, aldıkları siparişleri Pehlivan kırtasiye üzerinden göndermeyi, denediler, bunu Pehliban’a önerdiler.  Daha teklifi duyar duymaz, karşı koydu. Hepimizin bildiği metni yayınladı. Bu metni yayınladığı için, varsa kendisine başka öneri getirecek fırmalarlarla, sert tartışmalara girmesine de gerek kalmadı. Oysa hazır sipariş, bugün içinden geçtiğimiz vahşi rekabet dünyasında, herkesin reddedeceği bir şey değildir.  Pehlivan, reddetmekle kalmadı, hepimizin birer meslektaş olduğunu, anlayanlara hatırlatmış oldu.

Dürüst bir meslektaşımızdı. Hile yapmak, birine zarar vermek O’nun işi değildi.  Bunu kendisi yapmadığı gibi, yapanı da yanına yaklaştırmazdı.  Mal satmak için verilen mücadeleye ragmen, yeri geldiğinde, karşısındakine, “sen bu malı alma” derdi. Bir seferinde, bir Antalya Fuarında, Pehlivan’ın, çok mal yazan bir müşteriyi yanına çağırıp, “bu mallar sana fazla, bunları neden alıyorsun, bir bölümünü iptal et. Yanlış anlama, ödeyemezsin demiyorum, ama ne gereği var.” dediğine bizzat şahit oldum.

Pehlivan, insanın kendisine bakardı, kişilerin inançlarına, görüşlerine vb bakarak ilişki kurmazdı. 

Pehlivan için insan olmak önemli idi. Bu nedenle, Pehlivan Kırtasiye fuarlarında,  tedarikçi fırmaların çalışanları rahat ederdi.  Ben, Pehlivan Kırtasiye fuarları dışındaki toptancı fuarlarını çok yakınen bilmem. Ama  herkesten, her çalışandan duyduğum şey budur.  Aslında, bir vesile olsa, ve bir “Pehlivan Kuralı” olarak, bundan böyle tüm fuarlarda, akşam kapanışı 19.00 yapsak, yerinde olurdu. Bunu tüm toptancılara öneriyorum.

Pehlivan, her işi ele alırken, son derece titiz çalışırdı. Bu, aslında, mesleğine, meslektaşlarına saygıdan dolayı idi. O ünlü fuarlarının  konuşmalarının her satırı üzerinde defalarca çalışırdı. Bu saygıyı herkes hissetmiştir diye düşünüyorum. O’nun düzenlediği fuarların başarısının ardında bu titiz çalışma yatardı. O fuarların Gala yemekleri de, sektörümüz adına önemli birer etkinlik olmuştur.  Hep hatırlanacağını düşünüyorum.

İster insan olarak, ister dost olarak, ister meslektaş olarak Pehlivan Öztürk üzerine konuşacaksak, söylemeyim ki, adam gibi, dik durdu, dik yaşadı, boyun eğmedi.  Her zaman mücadeleci oldu, pes etmez oldu.  Ve ölümü de dik karşıladı. Ölüm sürecini yönetti dersek yanlış olmaz.  Ölümünü bilerek, büyük bir vakar içinde, dostlarına ve çevresine bu gözle bakarak, ışığa karıştı.

Sektörümüz adına, mesleğimiz adına, hepimizin ortak kaybıdır.

Zaman zaman şikayetçi olduğumuz sektörümüz, meslek dalımız içinde, böyle insanların var olması, yaşamı güzelleştiriyor.

Güle güle güzel insan.

Muhammet Köymen

**********************

Güle Güle Adam gibi ADAM

Tahtakale’de başladı "merhaba"lığımız;

Adın Pehlivan’dı. “Neden Pehlivan?” diye sormuştum kendi kendime. Küçücük bir adamdın oysaki. Zaman geçtikçe insanlar isimleri ile anlamını taşırmış. Gerçekten pehlivanlar gibi mücadeleci idin. İlkeli, disiplinli, dediğim dedik, inatçı sanırım. O da Karadenizli olmandandı, pardon Of’un Hayrat köyünden olmana bağlı olsa gerek. Seni sinirlendirmek hoşuma gider, bununda hoşuma gittiğini sende bilir gülümserdin. Sen Işık Han’ın 3. Katında, bende giriş katındaydım. Senelerce yollarımız, ama o hanın merdiveninde, ama Tahtakale’de hep kesişti. Sen, hep Pehlivan, hep aykırı, hep farklı, hep öncü…

Memleket sevdana da ülke sevdana da ailene olan aşka, sevgiye, işine olan titizliğe de. Emekçiye verdiğin öneme, değere ve sevgin de dâhil oldum. Kızgınlığını da gördüm, yumuşacık kalbini de.

Her hastanın ya da cenaze törenin ilk gideni olurdun ve buna çok önem verendin. Yaşamımda yer ettiğin anlar, anılar için sana teşekkür ederim.

Gidişinde yaptığın organizasyonlar gibi sürpriz oldu. Ters köşe yaptın hepimizi.

Aramızdan ani ayrılışının acısı içindeyiz. Kaybımızın büyük. Büyük bir değerimizi yitirdik.

Bundan böyle Pehlivan Ailesine de düşen görev; onun ilkelerine sahip çıkarak, adını en güzel şekilde yaşatmaktır. Onun yolunda, onun duruşuyla yürümeye devam etmektir.  Hepimizin başı sağ olsun.

Ö. Ufuk Deneri

 
Tüm haber girdileri
10.07.2017
2018 Fuar